Bu Sayfayı Paylaş
ShareThis Facebook Tweet Google Email

Makale Hiyerarşisi
Makaleler ana sayfası » Makaleler » D İ L E N C İ L E R

D İ L E N C İ L E R
Yıl 1970, bir Cuma günü Ankara’da Maltepe Camii’ne gittim. Namazdan sonra kuzey kapısından çıkarak cebimde biriktirdiğim metal bozuk paraları dilencilere dağıtayım dedim. Bir hayli dilenci dizilmişler camiden çıkanlardan yardım bekliyorlardı. Elimdeki en büyük metal parayı en sakat ve çalışamaz durumda olan orta yaşlarda bir dilenciye verdim. İkinci en büyük metal parayı da vermek için başka mağdur bir dilenciyi ararken, zınk diye bir pikap zabıta arabası durdu ve dilencileri yaka paça pikabın arkasına atmaya başladılar..! Ben acıyarak ve şaşkınlıkla durumu seyrederken, ilk parayı verdiğim ve çok sakat olduğunu zannettiğim dilenciyi tuttukları gibi arabaya savururken dilenci; “tamam abi ben binerim” deyip bir sıçrayışta arabaya binivermez mi..? Ben elimde bir sürü bozuk parayla dona kalmıştım..!
Tüm dilencileri toplayarak arabaya doldurup götüren, zabıta arabası gözden kaybolana kadar elimdeki paralarla yerimden kıpırdayamadım. Neden? Sonra kendime geldiğimde, derin düşüncelere daldım..!
Yıl 1975, yedek subay askerlik dönüşü iki buçuk yıl kadar MTA’da çalışıyordum. Bir hafta sonu görevli olarak Bartın’a gitmiştim. Arkadaşlar Bartın çevresini ve Amasra’yı gezdirdiler. Pazar günü de Bartın Cumhuriyet Meydanı’nda çok lüks ve konforlu bir kıraathaneye götürdüler. Sessiz sakin alışılmışın ötesinde kalifiye bir mekandı. Herkes tavla, briç, hokey vs. çeşitli kağıt oyunlarıyla vakit geçiriyordu. Ben de misafir olarak onları izliyor ve etrafı inceliyordum..! Koca salonda bir garson çalışıyor, bir de çay ocağında çalışan çaycı vardı. Kıraathanenin sahibi ise salona hakim bir köşede, önünde şef tipi çelik bir masa, aynı konforda iki misafir koltuğu ve bir sehpa bulunuyordu. Çok ciddi ve kalantor tipli patron herkesi izliyor ve mimik işaretlerle garsonu yönlendiriyordu. O sırada içeri bir dilenci girdi ve bütün masaları dolaşarak çıkarken, kalantor patron dilenciyi işaretle çağırarak kulağına bir şeyler söyledi. Sonra da herkesin bozuk metal paralarla savdığı dilenciye, hiç kimsenin vermeyeceği 5 lira kağıt para vererek dilenciyi gönderdi..! Ben, adam hiçte sert mizaçlı göründüğü gibi bir insan olmadığını, hatta o görüntünün arkasında derin bir merhamet duygusu olduğunu düşünürken, salona yeni bir dilenci girdi. Tüm masaları dolaşıp tam çıkarken patron onu da çağırdı. Yine eğilip kulağına bir şeyler söyledi ve aldığı cevap karşısında dilenciyi sille tokat salondan dışarı attı..!
Ben iyice şaşırmıştım. Birinci dilenciye hiç kimsenin vermediği 5 lira kâğıt para verirken, diğer dilenciyi tekme tokat dışarı atması beni iyice meraklandırdı…! Bir türlü merakımı yenemiyordum. Gidip nedenini sorayım dedim, fakat adam o kadar ciddi ve sert mizaçlı ki, bir süre tereddüt ettim. Sonra da kendimi toparlayarak, ne olacak canım beni de dövecek değil ya deyip kararımı verdim. Masasına giderek selam verdim ve “Beyefendi ben MTA’da çalışıyorum, şehrinizde de görevli ve misafir olarak bulunmaktayım. Burada bulunduğum birkaç saat içinde şahit olduğum bir olay beni çok meraklandırdı. İki dilenci geldi, birisine hiç kimsenin vermediği 5 lira kâğıt para verdiniz, diğerini ise sille tokat dışarı attınız. Merakımı bağışlayın bu olaya bir anlam veremedim, onun için sizi rahatsız ettim” dedim. Adam büyük bir nezaket ve saygı ile ayağa fırlayıp öndeki koltuklarda yer göstererek kahveyi nasıl alırsınız dedi. Ben teşekkür ederek biraz önce aldım dedim. Adam, lütfen deyip garsonu işaretle çağırdı ve biraz sonra özel bir fincanda kahvemiz geldi ve olayı anlatmaya başladı.
“İlk gelen dilenciye sordum, ne kadar zamandan beri dileniyorsun dedim, 2 ay kadar dedi. O henüz küpü tamamlayamamıştı, ona gördüğünüz gibi 5 lira verdim. İkincisine aynı soruyu sorduğumda 2 yıl falan dedi. Onu da gördüğün gibi tekme tokat dışarı attım. Beyefendi bu dilencilik işini bende yaptım. Bu gördüğün kıraathanenin sermayesi dilenciliktir..! En tembel dilenci 4 ay, bilemedin 6 ayda sermayeyi tamamlar. Eğer bu süreyi aşmışsa, artık o dilenci o işin o…..su olmuştur. Bu gördüğünüz kıraathane Bartın ve çevresinde tekdir. Bu kalifiyede bir kıraathane bulamazsınız” dedi.
Bu söylem, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını, her görüntünün arkasında bir gerçeğin olduğu hayat dersi olmuştu bana...!
Yıl 1995-96 soğuk bir kış günü, - 7/8 C derecede yerler 10 cm karla kaplı, iş yerimde oturuyoruz fazla gelen giden de yok. Çalışan kızımız çay demledi, içerken yaşlı bir dilenci girdi içeri. Çok üşümüştü amcaya bir çay vermelerini söyledim. Çayları içerken amcayla da sohbet ediyoruz. Amca nerelisin bu soğuk havada ne işin var dışarılarda dedim. Amca Erzurumlu olduğunu söyledi. Ben de yahu amca Erzurum nere, Ankara nere dedim. Yavrum Erzurumluyum ama Kırıkkale de oturuyorum, haftada 3 gün çıkıp dileniyorum dedi..! Aslında kılık kıyafeti de fena değildi. Peki amca kimin kimsen yok mu? Çoluk çocuk dedim. Var yavrum, üç oğlum var dedi. Peki ne iş yapıyorlar bu çocukların dedim. Biri Astsubay, biri Öğretmen, öbürü de Mühendis demez mi..! Sana bakmıyorlar mı bu çocukların dedim. Bakmıyorlar yavrum dedi..!
Bak amca bu sözüne pek inanamam… Burada iki şık var. Birincisi siz bu dilenciliği meslek haline getirmişsiniz, bir türlü bırakmıyorsunuz. İkincisi ise çocuklarınız bu hareketinizden dolayı arlanıyorlar ve size bir türlü söz geçiremiyorlar..! Yoksa bu yaşta, bu soğuk havada sizi dilendirecek kadar merhametsiz olamazlar. Ayrıca çocuklarınızın üçü de hayatını kazanmış, üstelik birisi öğretmen ki, topluma yön veren örnek bir insan..! size bakmamaları imkansız. Eğer gerçekten sana bakmıyorlarsa, sen bir baba olarak çocuklarına iyi bir ahlak ve eğitim vermemişsin. Burada da yine kabahatli sensin dedim. Amca çayını içmişti ayağa kalktı ve “hani bir şey vermiyor musun” demez mi..? Amca tamda Bartın’daki kıraathane sahibinin tarif ettiği gibi, bu işi sanat edinmiş yüzsüz bir dilenci idi..! Ben de yaşına hürmeten “amca gerçekten muhtaç olduğuna inansam çok verirdim ama, bari şu on kuruşu al da mesleğinin kuralları yerine gelmiş olsun deyip yolcu ettim amcayı..!
1950’li yıllarda çocuk idim. Özellikle mayıs – haziran – temmuz aylarında hasat zamanı köylerde dilenciler erzak toplarlardı. Para pek kimsede bulunmazdı. Un, bulgur, dövme, buğday vs. sadaka olarak verilirdi. Rahmetli anam bazılarına verir, bazılarını da kovardı. Buna da bir anlam veremezdim. Sorduğumda da bana; Oğlum bunlar CÖDDEN, bizden çok zenginler derdi..! Ben yine de çocuk olarak bir anlam veremezdim.
1980’li yıllarda TRT televizyonda bir programda dilenciler konusu işlenirken; Kozan’ın Turgutlu Köyü’nde adet gereği ihtiyacı olsun olmasın herkes yurdun çeşitli yörelerine gidip bir ay dilencilik yaptığı anlatılmıştı. O programı izleyince rahmetli anamın ne demek istediğini anlayabilmiştim..!
Bir gün birkaç arkadaşla iş yerimde sohbet ediyorduk. Konu dilencilerden açılınca, Kozanlı dostum Yusuf bey gülerek; “iki ay kadar önce yolda yürüyordum, bir dilenci önümü kesti ve elini uzatarak yardım istedi. Adama bakınca gözüm ısırdı. Nereli olduğunu sordum, başka bir yer söyledi. Bende cebimden 20 lira çıkardım. Bak, nüfus cüzdanını çıkar göreceğim. Sen Kozanlısın, eğer Kozanlı değilsen bu 20 lira senin der demez; adam kaçar gibi uzaklaştı” dedi..! Hep beraber kahkaha ile güldük..!
Evet, insan yaşamı karakter ve ilke meselesidir..! Çalışmadan kolay yoldan terlemeden, insanların duygularını istismar ederek asalak ve silik karakterli, toplumun kanını emen kişilerdir dilenciler…!
Ayrıca hak etmeden, liyakat ve yeteneğe bakmadan avanta peşinde koşan, kayırmacı zihniyetle halkın ve devletin sırtından beslenen asalaklar da dilenciden farksızdırlar..!
İnsan emeğinin ve alın teri kazancının karşılığını vicdanında ve ruhunda hissetmedikçe, huzurlu olabilir mi..? Akıbeti de itibar yoksunluğu, sağlık ve kuşku dolu bir yaşamla çıkarlarının bekçiliğini yapmaktan başka bir işe yaramaz..! Neticede hayatta herkes layık olduğu yerde olur. Şunu hiç unutmayalım ki; Allah insana iki yuvarlak vermiştir. Biri oturmak için, diğeri düşünmek içindir. Hayatta gelişmişlik ve başarı, hangisini daha çok kullanacağınıza bağlıdır. Birincisi, tembel ve atıl bekleyip popoyu büyütmek, ikincisi ise; düşünüp, sorgulayıp, ne yapmamız gerekiyor diye projeler üreterek kafayı çalıştırmaktır..! Bu ikisinden biri sizi layık olduğunuz yere götürür. Bu da sizin gayret ve niyetinize bağlıdır. Niyetiniz ne ise akıbetiniz de odur..! Hasılı, toplum içinde niyetiniz kadar adam olursunuz…!

Mustafa K I R E K E R
24 HAZİRAN 2021 / A N K A R A

Üye Girişi
Kullanıcı Adı

Parola



Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın

Kısa Mesajlar
Mesaj göndermek için giriş yapmalısınız.

25-05-2020 14:37
Tüm hemşehrilerimizin Ramazan Bayramı kutlu olsun...

25-05-2020 14:36
Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını nedeniyle Köyümüzde 2020 yılı Ramazan Bayramı bayramlaşması yapılamamıştır.

09-04-2019 08:34
31 Mart'ta yapılan muhtarlık seçimlerinde Köyümüzün muhtarı seçilen Gürhan SARIAKÇALI ve ekibine hayırlı olsun dileklerimizle başarılar dileriz...

09-04-2019 08:31
Türk Polis Teşkilatının 174. kuruluş yıldönümü kutlu olsun.

18-03-2016 13:42
Bu toprakları vatan yapan tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyoruz...


Ziyaret Sayıcı
Online : 1
Bugün Tekil : 20
Bugün Çoğul : 63
Dün Tekil : 156
Dün Çoğul : 520
Toplam Tekil : 868608
Toplam Çoğul : 14489581
IP : 34.239.177.24

En Son Makaleler
D İ L E N C İ L E R
TALEBELİK YILLARIM
BAŞARININ SIRRI
GURBETTE GEÇİRDİĞİM...
YOKLUKTAN YARATICILIĞA


ÖKSÜZLÜ KÖYÜ WEB SİTESİ / KURUCU ADEM YAVUZ KIREKER

WEB TASARIM VEDAT ARAT