Bu Sayfayı Paylaş
ShareThis Facebook Tweet Google Email

Makale Hiyerarşisi
Makaleler ana sayfası » Makaleler » TALEBELİK YILLARIM

TALEBELİK YILLARIM
TALEBELİK YILLARIM

1950 yılında 6 yaşımda ilkokula başladım. O yıllarda her köyde okul yoktu. Merkezi konumda olan Aşağı Çıyanlı Köyü’nde okul vardı. Diğer çevre köylerden 2-3-5 km. mesafelerden çocuklar okula gelirdi. Ancak yol yok, yağmurda çamurda tarlaların içinden çoğu öğrenciler ayak yalın gelirdi. Hali vakti yerinde olan bazı ailelerin çocukları merkep (eşek) sırtında, diğerleri ise yaya olarak gelirlerdi. Ben, sınıfımın en küçük öğrencisi idim. Ailemizin de ilk erkek çocuğu olmam dolayısı ile herkes üstüme titriyordu..! Böylece iki yıl Aşağı Çıyanlı İlkokulu’nda okudum. Üçüncü sınıfta Kadirli’de amcamın yanında Cumhuriyet İlkokulu’nda başladım. Bir ay sonra da Kadirli’de ikinci ilkokul olarak Rasim Ünal İlkokulu açılınca orada devam ettim. İlkokulu bitirince ailem, Haruniye ilk öğretmen okuluna imtihana girmemi istediler. Ben istemeyince ısrar etmediler. Sonra Kadirli Ortaokulu’na kaydoldum. Ortaokulu bitince tekrar Haruniye öğretmen okuluna gitmem için ısrar başladı. Çünkü o dönemde köylerde en itibarlı meslek öğretmenlikti..! Diğer meslekler, Hakim-Savcı-Avukat-Doktor-Eczacı-Mühendis-Mimar vs. meslekler ancak zengin ağa çocuklarının gidebileceği okullardı..! Haruniye ilk öğretmen okulu ise, Devlet tarafından leyli olarak okutulurdu. Israr hep onun içindi. Ben hep ısrarla liseye gitmek istiyordum. Zira liseden sonra önüm açık ve istediğim üniversiteye gidebilirdim. Fakat fakirlik hep önümü kesiyordu..! İlla ki Öğretmen Okulu diyorlardı. Kısa yoldan hayata atılıp evlenmemi istiyorlardı. Hep bu kısır baskı ve yönlendirmelerin muhatabı oldum. Aile büyüklerim, amcalarım vs. hep bu baskıyı yaptıkça fazla söz edemiyordum ama, kafamdaki ilkelerimden de hiç ödün vermiyordum. Bu konularda en anlayışlısı hep BABAM olmuştur..! Hepsinin kafasında klişeleşmiş “ALLAH DELDİĞİ BOĞAZI AÇ KOYMAZ” – “BİR İT BİR DERİYİ SÜRÜKLER” gibi, gelecek için bir hedef, bir istikbal düşünceleri yoktu..! Hep biat kültüründen geliyorlardı. Mevcut koşulların ve çevrenin esiri olmuşlardı sanki..! “BİLMİYORLARDI Kİ, İKİ ÇIPLAK BİR HAMAMA YAKIŞIR..!” Bende bu sefer liseye göndermiyorsunuz, bari Ticaret Lisesi olsun dedim. Bu okul biraz değişik geldi galiba, buna razı oldular..! Adana Ticaret Lisesi de bitti. Bu sefer o günlerde YÜKSEK TİCARET tabir edilen İKTİSADİ VE TİCARİ İLİMLER AKADEMİSİNE kaydolacağım ama; Fakirliğin gözü kör olsun, Rahmetli anam hasta, bir sürü kardeşlerim hep küçük, babam çok zor durumda..! Mecburen okula ara verdim. Babama yardımcı olabilmek için köyde dükkân açtım. Bir süre böyle çalıştım ancak, bir gün askerlik çağrı pusulası gelince irkildim..! O dönemde liselerden YEDEK SUBAYLIK kaldırılmıştı. Ya er olarak askere gidecektim yahut da yüksekokulu okuyacaktım..! Neticede her ikiside fark etmiyordu. O nedenle okumaya karar verdim. Ancak maddi sıkıntı bitmiyordu. Rahmetli Babacığım tüm mahsulü sattı ve 2000 Lira tuttu. Bana da 500 Lira verdi. Git oku oğlum dedi..! Gidebileceğim okullar Ankara’da, İstanbul’da ve Eskişehir’de vardı. En yakın olan Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni seçtim ve imtihana girip kazandım. Kaydımı yaptırdım ama, ayrıca iş bulup çalışmam gerekiyordu. Ancak bir sürü meziyetlerime rağmen bana yardımcı olacak bir çevrem yoktu ki. Bir gün müthiş kar yağdı. Karı ilk kez Ankara’da gördüm. Ne düzgün bir elbisem ne de bir paltom vardı. Atatürk Öğrenci Yurduna kaydımı yaptırmıştım. Gittim 300 Liraya Anafartalar Caddesi’nden bir palto aldım. Bir gün baktım cebimde 68 Lira param kalmış, kara kara düşünüyorum. Çıkrıkçılar yokuşuna gittim ve tanesi 4 Liradan bir düzüne çorap aldım. Çiftini 5 Liradan satıyordum. O gün üç adet satabildim. Böylece yavaş yavaş işe alıştım. Bir gün kaldığım yurdun bahçesinde gazete üstüne çorapları serdim, akşam vakti idi. Bir bey geldi ne yapıyorsun burada işportacılık yapmak yasak değil mi dedi ve yürüyüp gitti. Sonra yurt müdürünün beni çağırdığını söylediler. Çorapları bir arkadaşıma emanet ederek müdürün odasına gittim. Biraz önceki bey de bir koltuk da oturuyordu. Aynı soruyu bu sefer yurt müdürü sordu. Ben de “Talebe olduğumu geçinmek zorunda olduğumu, başka iş bulamadığımı, eğer bana iş verirseniz burada müstahdemlik dahi yaparım” dedim. Bu sefer birbirlerini baktılar ve hangi okulda okuduğumu, nerede kaldığımı sordular. Bu blokda 94 numaralı odada kaldığımı söyledim. Meğerse beni ikaz eden bey, Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdür Yardımcısı imiş. Biraz sonra Yurt Müdürü ile beraber geldiler ve 5 er çift çorap aldılar. Böylece o ayki 55 Lira olan yurt paramın 50 Lirasını karşılamış oldum. Böylece kazanabildiğim paralarla her ay bir ders kitabımı alabiliyordum. Ancak; Anamın hastalığı, Babamın geçim sıkıntıları, kardeşlerimin yoksulluğu ve hasreti gözümde tütüyor..! Daha ötesi, bir de beni kaygı ediyorlardı..! Bu düşüncelerle beni kaygı etmesinler diye Babama bir mektup yazdım ve içine de; Anama ilaç parası olarak 100 Lira para koyarak postaya verdim..!
Anamın hastalığı ilerlemiş, Babam perişan bir şekilde Anamı alıp Adana’da İHSAN ÖNAL Hastanesine götürmüş. Hastane Başhekimi Dr. Orhan SOYLU muayeneden sonra hastayı yatıracağız deyince Babam; “Doktor bey yatıralım diyorsunuz ama halim nedir biliyor musunuz?” diyor. Doktor, başka çare yok yatırıp tetkike almamız lazım deyince Babam; yazmış olduğum mektubu Doktora uzatıyor. Doktor mektubu alıp içinde 100 Lirayı görünce, mektubu okuyor ve diğer doktorları da çağırıyor. Bütün doktorlara mektubu okutturuyor. Sonra da babama; “Hasta bizim sen git merak etme, Allah sana öyle bir evlat vermiş ki, hiçbir servete değişilmez” diyor ve mektubu babama geri veriyor. Babam o mektubu ve parayı hiç harcamadan yıllarca koynunda taşımış..! (Bu olayı babamdan duymadım ama, Ankara’da çok sevdiğim komşum Yaşar İMİRZALIOĞLUNA bir sohbetinde anlatmış. O da bana anlattı. Böylece bilgi sahibi oldum..!)
Babam Anamı hastanede bırakıp gidiyor ama, ertesi gün tekrar geliyor. Dr. Orhan Bey niye geldin git işine gücüne bak deyince; Babam, ‘Doktor bey evde bir sürü çocuk var en küçüğü üç yaşında Ana bekliyorlar deyince Doktor; “Sen ne iş yaparsın” diyor. Babam da köylerde çerçicilik yaparım diyor. Peki, benim bahçem var, bana hayvan gübresi bulabilir misin, kamyon göndereceğim yalnız gübre parasını da vereceğim deyince Babam; paraya gerek yok, istediğin kadar gübreyi temin ederim diyor..! Böylece Babamın aracılığı ile tüm köylerden kamyon kamyon gübre, birçoğu para almadan Doktorun bahçesine gönderiliyor. Daha sonra Dr. Orhan Bey, bizzat kendi arabası ile iki kere köyümüze Anamı ziyarete gelerek, bütün köyü sağlık taramasından geçiriyor. Bu ilişki yıllarca Anam rahmetli olana kadar devam etti. Hatta Babamı Nuri Has pasajında bir tuhafiye toptancısına yönlendirerek, ‘Osman ağaya ne isterse verin, sattığının parasını getirsin ödesin’ diye telefon ediyor..!
Geçim sıkıntım okula devam konusunda ihmale neden oluyordu. Ancak lisede iyi bir eğitim almıştım. İktisat ve maliye muhasebe konularında pek sıkıntım yoktu ama, asıl benim ilgimi çeken Hukuk dersleri idi. Zira okulumuz, 1955 yılında Ankara Hukuk Fakültesi bünyesinde kurulmuştu. Genellikle hocalarımız Hukuk Fakültesinden geliyordu. Böylece hukuka daha bir ilgi duyuyordum..! Neyse bir gün Emekli Sandığında çalışan arkadaşım Çetin KARA, “Mustafa yanımda bir masa boşaldı, birisi kapmadan yarın Milli Savunma Bakanı Ahmet TOPALOĞLU’na git, seni oraya yerleştirsin” dedi. Sonraları çok güldüğümüz bu saf öneri bana müthiş doping oldu. Sabahın sekizinde Milli Savunma Bakanlığına vardım. Bakan Beyle görüşeceğimi söyledim. Fakat ne mümkün, görüştürmemek için bin dereden su getirtiyorlar. Ama ben ısrarla direniyorum. Neden sonra saat 12’de Bakan katına gönderdiler. Bu sefer Özel kalem aynı direnme ile görüştürmek istemiyorlar. Ben ısrarımdan vazgeçmeyince içeri aldılar. Bakan Bey beni ayakta karşıladı. Kadirlili ve talebe olduğumu, Emekli Sandığında boş yer varmış oraya işe girmek istediğimi söyledim. “Peki yavrum” deyip bir kart yazarak, Emekli Sandığı Genel Müdür Yardımcısına gönderdi. Kartı alır almaz Emekli Sandığına gittim. Kapıda, Genel Müdür Yardımcısı yazan kapıyı çalarak içeri girdim. İçerde bir misafiri vardı. “Buyur evladım” dedi. Efendim beni Ahmet TOPALOĞLU gönderdi burada işe girmek istiyorum deyip kartı uzattım. Bir karta baktı, bir de bana baktı ve “Oğlum böyle de girilmez ki” deyip başka bir kapıyı gösterdi ve çıktım. Meğerse orası sekreterlikmiş. Odada beklerken personel şefi bazı evraklar getirdi ve bunları tamamlayıp getirmemi söyledi. Böylece bir hafta sonra göreve başladım ve hayatım da düzene girmeye başladı..! Hem çalışıyor, hem okuyor hem de aileme kısmen de olsa yardım ediyordum..!
Neyse okul bitti ve askerlik için müracaat ettim. Yedek subaylık için karar alındı. Ancak ihtiyaç fazlası olduğundan bir devre sonraya ertelendi. Önemli değildi, nasıl olsa çalışıyordum. Polatlı Topçu ve Füze Okulunda yedek subay öğrenci olarak askerlik başladı. 2 ay 10 günlük askerdim ki; Tabiye dersinde mayınların döşenmesi ve toplanması konusu tatbiki olarak 3 kısım yedek subay öğrenci ile hocalarımız 2 Albay, bir Binbaşı, Bir İstihkâm Üsteğmen ve takım komutanlarımızla arazide geniş bir daire ile emniyet şeridi çekildi. 30-40 metre ilerimizde bir eğitim mayını gömüldü ve üstü kapatılıp, tökezleme teli ile bir kazığa bağlandı. Konunun uzmanı olan Üsteğmen; bu mayının gece görüşleri için aydınlatıcı bir mayın olduğunu, 150-200 metre yukarıya bir parça fırlatacağını, dikkat edelim üstümüze düşmesin diye uyarıda bulundu. Mayınların patlaması, ya üstüne basınca ya da tökezleme teline takılınca patlayacağını söyleyip, tökezleme teline tekme atarak patlatmak istedi. Fakat tel koptu patlamadı. Bu sefer diz çöküp teli eli ile çekerek patlatmak istedi ama yine patlamayınca, tekrar daha güçlü çekerek patlattı. Ancak, önümüzde daire içinde bulunan hocalarımızdan bir Albay, Binbaşı ve 7 adet Yedek Subay öğrenci yaralandık..! Büyük bir panik başladı. Meğerse eğitim mayını diye getirilen mayın, ANTİ PERSONEL mayın imiş. Rivayete göre; Mayınlar renkleri ve numaraları ile ayrılırmış. Rengine bakmadan 19 numaralı mayın yerine 49 numaralı mayını sehven getirmişler böylece bir kazaya neden olundu..! Mucize eseri ölüm olayı olmadı ama, bu kazanın en uzun süre mağdur olanı da ben oldum. Sol ayağım bilekten 5 cm yukardan komple kırılmıştı. Alçıya alınarak tedavi başlatıldı. O dönemde Ankara Gülhane Hastanesi Etlik’deki yeni yerine taşınıyordu. Bir süre Mevki Hastanesinde yattıktan sonra tebdil havaya gönderdiler. Böylece Kadirli’ye köyüme geldim ve 6 ay köyde kaldım. Bir yıl sonra sil baştan askerliğim başladı, yapmış olduğum 2 ay 10 günlük askerliğim de yanmış oldu. Eğer er olsaydım askerliğim doğal olarak bitmiş olacaktı. Ancak Yedek Subay olduğum için yasaya göre Harp Okulu statüsüne tabi oluyormuşuz o nedenle okul dönemini tamamlayamadığım için sınıfta kalmış sayılıyormuşum..! Böylece son altı aylık talebelik hayatıma tekrar başlarken, bir yıllık heba olan yaşamımın ve çektiğim mağduriyetin bedeli olarak yasal işlemlerimi de başlattım. Ancak; tüm yasal ve özel girişimlerimin sonucu 5 yıl sonra, talebimizin beşte biri kadar miktarı tazminat olarak alabildim..!
Yaşamış olduğum bu kaza ve mağduriyet bana, yaşamım boyunca ayrı bir hayat felsefesi kazandırdı..! Hayatın içinde her şeyin var olduğunu, belki ölebilirdim de ama, sağ kalmamın ne büyük bir kazanç olduğunu, Kendime Aileme ve çevreme yapmam gereken sorumluluklarımın olduğunu, bu sorumluluklarımın gereğini yerine getirmemin de, en büyük ibadet olacağı inancını öğrendim..! Çok zorluklar yaşadım ama, iyi ki yaşamışım diyorum..! Çünkü; NİETZCHE’nin dediği gibi, “Öldürmeyen şey seni güçlü yapar.” İşte bu felsefe beni yaşam boyu mücadeleci ve ilkeli kıldı. Bu günkü huzurumu ve gücümü çektiğim sıkıntılara borçluyum. O sıkıntılarım sayesinde de bu günkü imkânlarımın kıymetini biliyorum..! “CEFA ÇEKMEYEN SEFANIN KIYMETİNİ BİLEMEZ” Ata sözümüz de bunu söylüyor zaten..!

Mustafa K I R E K E R
27 HAZİRAN 2020 / A N K A R A

Üye Girişi
Kullanıcı Adı

Parola



Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın

Kısa Mesajlar
Mesaj göndermek için giriş yapmalısınız.

25-05-2020 14:37
Tüm hemşehrilerimizin Ramazan Bayramı kutlu olsun...

25-05-2020 14:36
Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını nedeniyle Köyümüzde 2020 yılı Ramazan Bayramı bayramlaşması yapılamamıştır.

09-04-2019 08:34
31 Mart'ta yapılan muhtarlık seçimlerinde Köyümüzün muhtarı seçilen Gürhan SARIAKÇALI ve ekibine hayırlı olsun dileklerimizle başarılar dileriz...

09-04-2019 08:31
Türk Polis Teşkilatının 174. kuruluş yıldönümü kutlu olsun.

18-03-2016 13:42
Bu toprakları vatan yapan tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyoruz...


Ziyaret Sayıcı
Online : 2
Bugün Tekil : 21
Bugün Çoğul : 42
Dün Tekil : 247
Dün Çoğul : 486
Toplam Tekil : 829764
Toplam Çoğul : 14395108
IP : 44.192.10.166

En Son Makaleler
TALEBELİK YILLARIM
BAŞARININ SIRRI
GURBETTE GEÇİRDİĞİM...
YOKLUKTAN YARATICILIĞA
YARGILAMA USULÜ VE ...


ÖKSÜZLÜ KÖYÜ WEB SİTESİ / KURUCU ADEM YAVUZ KIREKER

WEB TASARIM VEDAT ARAT