Bu Sayfayı Paylaş
ShareThis Facebook Tweet Google Email

Makale Hiyerarşisi
Makaleler ana sayfası » Makaleler » GURBETTE GEÇİRDİĞİM İLK BAYRAMIM

GURBETTE GEÇİRDİĞİM İLK BAYRAMIM
GURBETTE GEÇİRDİĞİM İLK BAYRAMIM

Ankara’da talebeyim ve Atatürk Öğrenci Yurdu’nda kalıyorum. Ramazan Bayramı idi ve 9 günlük uzunca bir tatil vardı. Odamızda 4 arkadaş kalıyorduk. Herkes memleketine gitti. 2 bin kişilik öğrenci yurdunda 50 kişi ya var ya yok, ben de onlardan biriyim. Herkes gibi bende memleketime gidip ailemle ve yakınlarımla birlikte olmak isterim ancak, en az bir buçuk aylık yurt paramın karşılığı olan bu parayı harcayacak mali gücüm yok. Bayram sabahı kalkıp yakında bir camiye giderek bayram namazımı kıldım ve tekrar yurda geldim. Odama çıktım ve kara kara düşünüyorum..! Yalnız başıma ne gideceğim bir ev, ne de bayramlaşacağım bir tanıdık var..!
Köyümü düşlüyorum, herkes bayram namazından çıkmış, başka köylerden gelen varsa onlarla bayramlaşıp evlerine çekiliyorlar. Töre gereği öğle namazı ile her evden gelen yemeklerle, cami önünde kurulan yer sofrasında topluca yemekler yeniyor. Sonra Kur’an okunarak dualar ediliyor. Köyün en yaşlısı başa geçiyor onunla bayramlaşan yanında sıra oluyor. Böylece herkes birbiriyle bayramlaşıyor. Özellikle dargın olan varsa herkesin gözü onların üstünde olduğundan mutlaka bu dargınlık orada bitiyor. Sonra topluca mezarlığa gidilerek Kur’an okunup mezarlar ziyaret ediliyor. Daha sonra büyükler evlerine çekilerek kadınlar, gençler, çocuklar evleri dolaşarak herkes birbiriyle bayramlaşmış oluyor..! O güne kadar alışık olduğum bu geleneklerimizi anımsayıp düşünürken; sıla hasreti ve gurbet acısıyla bir gariplik, bir burukluk, bir hüzün çöktü ki yüreğime yatağıma uzandım hıçkıra hıçkıra hem ağlıyorum hem de derin düşünceler kafamın içinde canlanıyordu..! Kendi kendime soruyorum; (Bu BAYRAM NEDİR, DÜNYADA 6 MİLYARI AŞKIN İNSAN YAŞIYORSA, BU DİN FARKLILIĞI NEDİR, EĞER BİR İSLAM ÜLKESİNDE MÜSLÜMAN BİR AİLEDE DOĞMASAYDIM, SEÇİMİM NE OLURDU, DİN NEDİR, MÜSLÜMANLIK, HIRİSTİYANLIK, BUDİSTLİK, YAHUDİLİK vs. BUNLARI GÖNDEREN HEP AYNI ALLAH İSE, BİRİBİRİNDEN FARKI NEDİR..?) gibi çeşitli sorular sinema şeridi gibi gözümün önünden akıp geçerken, uyuya kalmışım..!
Uyandığımda müthiş terlemişim. Kalkıp bir duş aldım ve sanki vücudum kuş gibi hafiflemişti..! Sonra çeşitli kaynaklardan bu sorulara cevap bulmak için derslerimin ötesinde araştırmalara giriştim. Özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı ve kütüphanelerde çeşitli yayınları araştırarak dinler tarihi, tarikat ve peygamberler tarihi konularında bilgilenip, her dinin temel amaçlarını tespit edip birbirinden farkını bulmaya çalışıyordum. Bu merak ve araştırmalarımla çok kıymetli dostlar edindim. Uzun gayret ve araştırmalarımın sonunda varabildiğim sonuçlar ise: DİN NEDİR VE NE İÇİN VARDIR..?
DİN cehaletle savaşmak için vardır. Cehaletin olduğu yerde düzen sağlamak için vardır. Ahlaksızlığın, hak ve hukukun olmadığı yerde, müdahale etmek için vardır. Cehaletin itibar gördüğü yerde bilginin ve medeniyetin değeri ortadan kalkıyor..! Aslında her topluma din mutlaka gereklidir. Çünkü DİN, sosyolojik açıdan toplumlara bir ortak düzen getiriyor..!
Aslında tüm din ve inançların ortak felsefesi, ortak amaçları temelde aynı noktaya varıyordu..! Sadece uygulamada şekil ve şartlanma alışkanlıkları vardı..! Birde insanları taraftar edinip güç toplayarak, bu inançları siyaseten kullanmak gibi bir alışkanlıkları vardı ki; esas ayrımcılık ve kutuplaşma burada başlıyordu..! Halbuki, hiçbir dinde zorlama yoktur. Tüm peygamberler ve kitaplar haktır. Yüce ALLAH hepsini gönderendir. Tebliğ içinde Peygamberlerini görevlendirmiştir..!
Şuna inandım ki; hangi dinden olursan ol, esas olan İMAN SAHİBİ OLMAKTIR..! Size yapılmasını istemediğiniz şeyleri başkalarına da yapmamaktır..! Hakka, Hukuka ve Adalete riayet etmektir. En önemlisi de YALAN söylememektir..! Çünkü YALAN SÖYLEMEMEK, bir çok günah ve kötülüklerin sınırlayıcısı, caydırıcısı oluyor..! Ben şahsen çocuklarımıda bu ilkelerle yetiştirdim. Onlara hayatta YALAN söylemeyin, ne yaparsanız yapın diye sınırsız bir yaşam hakkı tanıdım..! Bu ilke onlara yaşamları boyunca temiz itibarlı ve geniş bir çevre edinmelerini sağladı..! Baba olarak buda beni çok mutlu ediyor..! Bu ilkelerime örnek olarak yaşadığımız bir olaya değinmeden geçemeyeceğim. Evimiz 11’inci katta idi. Bir gün, 10 - 12 yaşlarında olan iki oğlum, balkonda şakalaşırken naylon torba içinde bir kilo kadar salça paketini biri öbürüne atıyor. Eğilince salça paketi balkondan aşağıya düşüyor. Aşağıda park halinde duran bir arabanın arka camına düşünce cam patlıyor. Akşam eve geldiğimde iki oğlum birden kapıyı heyecanla açtılar ve daha içeri girmeden; “Baba biz bugün büyük bir kabahat işledik özür dileriz” dediler. Ben hayırdır ne kabahat işlediniz bakalım dedim ve olayı anlattılar. Peki arabanın sahibine bilgi verdiniz mi? dedim. Arabanın sahibini bilmediklerini söylediler. Şimdi gidip kapıcıyı bulup arabanın sahibini öğrenin ve özür dileyin. Sonrada kaza sonucu olduğunu, masrafı ne ise babam karşılayacak dersiniz dedim. Çocuklar telaş ve heyecanla gittiler. Araba birinci katta bir komşumuzun arabasıymış. Kapıyı açan evin hanımı çocukların heyecanlı bir şekilde özür dileyip olayı anlatışlarını görünce; “Üzülmeyin yavrum, bir yanlışlık olduğunu anlamıştım zaten, biz yaptırır faturasını da babanıza bildiririz” diyor. Bu olay çocuklarıma da bir hayat dersi olmuştu..!
Peygamberimiz üç olayda yalan sözü meşru saymıştır…!
1- İki kişinin arasını düzeltmek için söylenen gerçek olmayan söz..!
2- Savaşta düşmanı yanıltmak için söylenen gerçek olmayan söz..!
3- Kadının veya erkeğin, eşinin gönlünü yapmak için söylediği gerçek olmayan söz..!
Bir gün Atatürk Öğrenci Yurdu’nda kalırken, mescitte tanıştığım Artvinli bir arkadaşımla konuşurken, arkadaşımın Diyanet İşleri Başkanlığında personel dairesinde memur olarak çalıştığını öğrendim. Ne iş yaptığını sorunca; camilere imam atadıklarını öğrendim. Yahu bizim köyde de camimiz var ama, imam kadrosu yok. Hep köylünün çabası ile mevsimlik imam tutuluyor ve ücreti de köylüden toplanıyor. O da köylümüze ağır geliyor. Buraya bir imam kadrosu verebilir miyiz, bunun yolu yordamı nedir dedim. Arkadaşım, “Tabi, bir dilekçeyle il müftülüğüne müracaat edin, müftülük bize gönderir gerisini ben hallederim” dedi. Bunun üzerine köye gittiğimde dayım Mustafa Geben’e durumu anlattım. Böylece işlem başlatıldı. Sonra bu girişimin arkasından eskiden çitten örme ve çamurdan sıvama, 50-60 kişilik camimizin yerine bu günkü camimizin yapılması için bir dernek kuruldu ve çevre köylerin de yardımları ve hayırsever vatandaşların katkıları ile şimdiki betonarme camimiz yapıldı. Yaklaşık 25 yıl sonra da minare için girişim yapıldı ve o da tamamlandı. En sonunda çevre düzenlenmesi ve şadırvanı ile civar köylere örnek olacak bir eser haline getirildi..!
Yıl 1994-95 bir bayram arifesinde köyüme geldiğimde rahmetli Mustafa Emmimle sohbet ederken, köyün camisine minare yapılması için işlemler başlatılmıştı. Minarenin boyunun 35 metre olmasını istiyordu. Fakat toplanabilen para ancak 30 metreye yetiyordu. Daha fazla para vermedikleri için, yaşlılığın da etkisiyle köylülere kızıyor ve üzülüyordu..! Bende hassasiyetini dikkate alarak niye üzülüyorsun emmi, tamam 5 metresini de ben yaptırayım sen yeter ki üzülme dedim. Bu safer yüzü güldü, sağ ol yavrum dedi. Sonra muhtar olan oğlu Burhan; emmioğlu boş ver 30 metre minare boyu yeter, zaten düz ova nereden baksan köyün minaresi görünür dedi. Bende haklısın en azından bir deprem falan olsa devrilme riski de azalır dedim. Ancak bunu Babana da anlatmak lazım dedim. Burhan onu da sen anlat emmioğlu, sen anlatırsan dinler dedi..! Ertesi gün ziyaretine gittiğimde, şimdi doktor olan torununun kızı ile eğlenip oynuyordu. O kadar mutlu idi ki, 10-15 dakika seyrettim ve emmi; Allah’a şükür, Allah ömür verdi bu yaşa geldin bir sürü çocukların oldu, torunlarının sayısını bilmiyorum. Buda torununun çocuğu, Allah hepsini görmeyi nasip etti. Aralarında ne gibi fark var dedim. Şöyle bir doğruldu ve “Oğlum, çocukları .iktir et, TORUN BALDIR BAL. BU İSE OĞUL BALI OĞLUM OĞUL BALI..!” dedi. Duygularını o kadar kısa ve öz bir şekilde ifade etmişti ki, söylenecek başka hiçbir söze gerek yoktu..!
Sonra esas konuya gelerek; Emmi minare için çeşitli kişilerle görüşüp konuştum, köyümüz düzlük ova, minare her yerden rahatlıkla görülebilecek durumda. Boyunun 30 veya 35 metre olması hiç fark etmez ancak minarenin boyu yükseldikçe deprem falan olduğunda yıkılma ve hasar görme riski de artıyor. Her ne kadar ben 5 metresini yaptırayım ama yine de bir fikrini alayım dedim. Bu sefer, bak oğlum ben onu hiç düşünmemiştim, her şeyde bir hayır vardır, varsın 5 metre kısa olsun dedi. Böylece Emmim de rahatlamış oldu. Köyümüz cami de yıllar sonra minaresine kavuşarak bu günkü duruma geldi..!
Mustafa K I R E K E R
20 EYLÜL 2020 / ANKARA

Üye Girişi
Kullanıcı Adı

Parola



Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın

Kısa Mesajlar
Mesaj göndermek için giriş yapmalısınız.

25-05-2020 14:37
Tüm hemşehrilerimizin Ramazan Bayramı kutlu olsun...

25-05-2020 14:36
Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını nedeniyle Köyümüzde 2020 yılı Ramazan Bayramı bayramlaşması yapılamamıştır.

09-04-2019 08:34
31 Mart'ta yapılan muhtarlık seçimlerinde Köyümüzün muhtarı seçilen Gürhan SARIAKÇALI ve ekibine hayırlı olsun dileklerimizle başarılar dileriz...

09-04-2019 08:31
Türk Polis Teşkilatının 174. kuruluş yıldönümü kutlu olsun.

18-03-2016 13:42
Bu toprakları vatan yapan tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyoruz...


Ziyaret Sayıcı
Online : 1
Bugün Tekil : 62
Bugün Çoğul : 107
Dün Tekil : 82
Dün Çoğul : 166
Toplam Tekil : 874453
Toplam Çoğul : 14502192
IP : 3.237.16.210

En Son Makaleler
D İ L E N C İ L E R
TALEBELİK YILLARIM
BAŞARININ SIRRI
GURBETTE GEÇİRDİĞİM...
YOKLUKTAN YARATICILIĞA


ÖKSÜZLÜ KÖYÜ WEB SİTESİ / KURUCU ADEM YAVUZ KIREKER

WEB TASARIM VEDAT ARAT