Bu Sayfayı Paylaş
ShareThis Facebook Tweet Google Email

Makale Hiyerarşisi
Makaleler ana sayfası » Makaleler » BÜROKRASİDEN TİCARİ HAYATA

BÜROKRASİDEN TİCARİ HAYATA
İktidarların sık sık el değiştirdiği 1970‘li yıllar, benim de çeşitli devlet dairelerinde pişerek, bürokraside olgunlaşmaya yüz tuttuğum yıllardı. Yıl 1978 Adalet Bakanlığında Bakan özel müşaviri olarak, ilaveten de İnfaz ve ıslah işleri genel müdür yardımcılığı, daha sonra da Ceza ve Tevkif evleri genel müdür yardımcılığı görevlerini yürütüyordum.
Müşavir olarak görevim, Parlamentodan gelen soru önergeleri ve çeşitli talepleri, Bakan adına araştırıp inceleyip cevaplıyordum. Bu arada olumlu talepleri yazılı olarak Bakana imzalatıp gönderiyordum. Olumsuz talepleri ise gerekçeleri ile yine yazılı olarak Genel müdür imzası ile cevaplıyordum. Bu vesile ile parlamenterler, yazılı olarak aldıkları olumlu veya olumsuz cevaplarla hem kendileri bilgilenmiş oluyor, hem de seçmenlerine karşı işlerinin takip edildiğine dair ellerinde yazılı bir vesika oluyordu..!
Bu vesile ile parlamentonun %80’ i ile bire bir tanışma olanağım olmuştu. Birçokları benimle tanışmak için bizzat ziyaretime geliyorlardı. Bazıları da komisyonlarda işlerinin yoğunluğu nedeniyle telefon açıp teşekkür ediyorlar ve “Keşke her bürokrat sizin gibi olsa, bizim de işlerimiz kolaylaşır, YASAMA görevlerimize daha çok odaklanıp, esas işlerimize daha fazla zaman ayırabiliriz” diyorlardı. Hatta öyle hal aldı ki, çeşitli talepleri için Bakanı, Müsteşarı, Genel müdürü meşgul etmeden direk beni arıyorlardı. Bu da benim özgüvenimi geliştiriyordu..!
O dönemde şimdiki gibi her milletvekilinin üç adet danışman çalıştırma yetkisi yoktu. Her milletvekili seçmenlerine karşı bire bir muhatap olur, seçmenden gelen talepleri bizzat kendileri takip ederlerdi. O nedenle halk arasında milletvekillerine; “PARASI PUL, KARISI DUL, MİLLETE (seçmene) KUL” denirdi..! Şimdi ise; “TÜKENMEZ SÖZÜ, UTANMAZ YÜZÜ OLANLAR” deniyor. Çünkü sözde milletvekili, gerçekte ise LİDER VEKİLİ oluyorlar vatandaşa göre! Halk arasında da politikalarını liderleri adına yapıyorlardı..! “Politika yapma adına kula kul gibi..!”
Bir gün çok pişman olduğum ve prensipte hiç yapmayacağım yanlış bir harekette bulundum..! Yaklaşık 60 yaşlarında doktor kökenli bir Rize senatörü, Bakandan bir talepte bulunmuştu. Konu bana intikal edince inceledim, uygunsuzluk gerekçesi ile yazılı olarak reddettim. Daha sonra değişik zamanlarda Bakana, Müsteşara, Genel müdüre ısrarla talebini yeniliyor, konu hep bana geldiği için her defasında aynı gerekçe ile yazılı olarak reddediyordum. Sonunda yedinci kere bizzat Bakan beye gelmişti. Bakan konu ile ilgili olarak beni çağırdı. İlgili dosyayı aldım ve senatörün yanında durumu Bakana izah ettim. Bakan “tabi olmaz” dedi. Bunun üzerine senatör tekrar ısrar edince ben, daha Bakan bir şey söylemeden Senatöre; “BEYEFENDİ SİZ KANUN KOYUCUSUSUNUZ, BİZ DE KANUN UYGULAYICISIYIZ. UYGULANMASINI İSTEMEDİĞİNİZ KANUNLARI ÇIKARTMAYIN BİZDE UYGULAMAYALIM” der demez Bakan; “BEYEFENDİ LÜTFEN” diyerek bana döndü ve “TEŞEKKÜR EDERİM KIREKER GİDEBİLİRSİN” dedi. Ben dosyayı alarak çıktım ama; “BEN NE YAPTIM” diye kendimi sorgulayıp utandım..! Fakat, Devlet adamı sayın Bakan Mehmet CAN, bürokratına sahip çıkmıştı..! Şimdi düşünüyorum da böyle bir olay bu gün olsa, asla olamaz ya, olsa bile o bürokrat bir saniye görevde kalamaz..!
Genel müdür yardımcısı olarak ikinci görevim ise, infaz yasası gereği hükümlü ve tutuklu mahkumları ceza evlerine hapsedip beslemek yerine, topluma kazandırmak adına çalıştırıp, iş ve meslek öğreterek meşgul etmek, birer meslek sahibi olmalarını ve tahliye olunca da içerde kazandıkları paralarla iş kurup, topluma uyum sağlamaları konusunda projeler üretiyordum. Bu arada da fırsat buldukça toplumsal ve sosyal içerikli araştırmalar yapıyordum.
O dönemlerde ceza evlerinde sık sık isyanlar oluyordu. TCK 141-142-163. Maddeleri gereği bir hayli düşünce suçlusu Yazar, Çizer, Prof. Doç. sağcı solcu eğitimli öğrenciler ceza evlerini işgal ediyorlardı. Bunlara nezaret eden gardiyanlar ise ya ilk okul mezunu yahut da askerde okuma yazmayı öğrenmiş ALİ OKULU mezunları idi..! Senede bir takım elbise verilir, sosyal güvenceleri sınırlı , zor koşullarda görev yapan insanlardı… İster istemez içerdeki eğitimli birikimli insanlar, bu gardiyanları kolayca kullanabiliyorlardı. Bu gerekçeleri içeren bir rapor hazırlayarak, bundan sonra işe alacağımız gardiyanların en az LİSE mezunu olmasını, eğer lise mezunu temin edemezsek hiç olmazsa ortaokul mezunlarından alınmasını önermiştim. Öneri makul görüldü ve iki kere lise mezunları için imtihan açıldı. Böylece ceza evlerinde eğitimin kalitesi artmaya başladı. Çeşitli sosyal imkanlar da geliştirilerek böylece bir başlangıç yapılmış oldu..!
Bir gün Bakan beye imza için gittiğimde telefon çaldı. Bakan bey telefonla konuşurken, “Tahsili nedir “ diye sordu. Sonra da telefona; “Vallahi sayın bakanım biz lise mezunlarından aşağısını gardiyan yapmıyoruz” dedi. Biraz dinledikten sonra da kahkahayı patlattı..! Neden sonra telefonu kapatıp bana bakarak , durup durup kahkaha atıyordu..! Ben biraz da şaşkın ve merakla; “Hayırdır efendim ne oldu “ dedim. Tekrar güldükten sonra; “Yahu KIREKER bir rapor yazdın bir sürü iş çıkardın..!” deyip tekrar kahkaha atınca ben; “hayırdır efendim, bilmeyerek bir hata mı yaptım yoksa” dedim. “Yok yok arayan Devlet Bakanı Ali Rıza SEPTİOĞLU idi. Bir yakının gardiyan yapılmasını istiyordu. Tahsilini sorunca İLK MEKTEP dedi. Ben de lise mezunlarından aşağısını gardiyan yapmıyoruz deyince SEPTİOĞLU; “YAHU SAYIN BAKANİM, BEN BU DEVLETİ ANLAMAMİŞEM, BENİM DİBLEMEM YOK BAKAN YAPİSİZ, ADAMIN GAPPİ GİBİ İLK MEKTEP DİBLEMESİ VAR GARDİYEN YAPMİSİZ..! BU NE İŞTİR..?” dedi ve yine kahkaha atıp güldü. Bu sefer ben de “Vallahi efendim sayın Bakan bey çok çok haklı deyip ben de güldüm..! Sonra da imzaları alıp odama gittim ve basın müşavirimiz Atilla ÖZSEVER’i odama davet edip, Atillacığım acele bana gel çok güzel bir malzeme çıktı dedim. Atilla hayırdır ne var deyince olayı anlattım. Bu sefer birlikte kahkaha ile beraber güldük..!
O dönemde sadece siyah beyaz televizyon ve ajans olarak da ANADOLU AJANSI vardı. Atilla olayı ajansa haber olarak iletti. Bu olay acı da olsa Türkiye’nin bir gerçeği idi..!
Atilla ÖZSEVER; çok okuyan, çok zeki ve sorgulayan, solculuk gerekçesi ile Üs teğmen iken ordudan atılan subay kökenli, çalışkan ve üretken bir arkadaştı. Bundan 15 yıl kadar önce İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinde Doçent olduğunu öğrenmiştim. Yolu açık olsun..!
Başlangıç olarak 41 yıl önce başlatılan değişikliğin bu günkü ceza evleri konumuna gelince; Gardiyan ismi tamamen kaldırıldı. Adı İNFAZ KORUMA memuru oldu. Daha sonra kadrolar açıldı, artık çeşitli kadrolarda Üniversite mezunları ve çeşitli meslek mensubu EĞİTİMCİ, SOSYOLOG, ZIRAATÇI, VETERİNER, DOKTOR, MÜHENDİS, MİMAR, İKTİSATÇI, MALİYECİ, KAMU YÖNETMENİ, PSİKOLOG vs. her meslekten elemanlar; açık, yarı açık, tarım açık, kapalı ceza evleri ve iş yurtları ile atölyelerde üretime yönelik, fabrika düzeyinde imalat ve üretim yapmaktadırlar. Üretilen mallar çeşitli satış noktalarındaki reyonlarda halka açık olarak satılmakta ve büyük rağbet görmektedir..!
Beraber çalıştığımız Veli DEVECİOĞLU diye bir genel müdürümüz vardı. Çok okuyan ve çok kibar bir insandı. Bir gün olumsuz cevaplandırdığım birkaç yazıyı imzaya götürdüğümde bana; “Mustafa bey size bir itirafta bulunmak istiyorum. Bir başkasından duyup üzülmenizi istemem “ dedi. Ben de hayırdır efendim nedir dedim. “Bilmem bilginiz var mı? İDARİ VE LOJİSTİK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ adı altında yeni bir genel müdürlük kurulacak. Bakan bey burası için uygun bir aday için bizleri toplamıştı ve fikrimizi sordu. Müsteşar muavini Ali Bey aramaya ne gerek var beyefendi, müşaviriniz Mustafa bey bu iş için tam aranacak kişi dedi. Ben de itiraz ederek, aman efendim onu benden almayın başka kimi isterseniz alın dedim. Sayın bakan gülümseyerek peki Veli Bey müsterih olun dedi. Böylece genel müdürlüğünüzü engellemiş oldum” dedi. Bunun üzerine ben de gülümseyerek; Beyefendi bu makamlar gelip geçicidir. Siz 52 yaşında ve bir yıllık genel müdürsünüz. Ben daha 35 yaşındayım ve çok gencim. Daha çok pişmem lazım. Şöyle bir genele bakalım, bir genel müdür makamında kaç sene veya kaç ay kalabiliyor hiç düşündünüz mü? dedim. Eğer çalışmalarımla size yardımcı olabiliyorsam ve sizi rahatlatıyorsam bu beni çok mutlu eder ve huzurla çalışırız. Her dönemde makam peşinde koşan insanlar vardır, ben asla öyle insanlardan olamam. İnsanlar liyakat la mahcup olmayacağı görevlerde olmalıdır. Böylece Devlet de Devlet gibi yönetilmiş olur dedim. Veli bey çok duygulandı ve boynuma sarıldı..!
Bu gün bakıyorum da makam peşinde koşanlar, ben bu göreve layık mıyım, görevimi mahcup olmadan, sorumluluk bilinciyle başarı ile yürütebilir miyim diye düşünmeden, sırf kadro alıp maaşına tamah ederek çeşitli tavassutlarla makamları işgal ediyorlar..! O makama getirenler ise bir süre çıkar ilişkilerini yaptırdıktan sonra görevden alınıyorlar. Bulundukları makamda yetişmelerine bile izin verilmiyor. Böylece bir sürü bankamatik memurları devletin sırtından besleniyor ve devletin düzeni de alt üst oluyor. Bu gün devletten beslenmeli, hiçbir iş yapmayan asalakları gördükçe üzülmemek elde değil..!
Genel Müdürlüğümüzde uyumlu çok başarılı bir ekibimiz vardı. İktidar değişti, ikinci M.C. hükümeti iktidara geldi. Bazı değişiklikler oldu. Zaman içerisinde bazı arkadaşların görev yerleri değişti. İbrahim SAYGILI Ceza İşleri Genel müdürlüğüne geçti. Hasan İsmet BIYIKLI Doç. olarak Üniversiteye geçti. İrfan BACAKSIZ devlet güvenlik mahkemesine savcı olarak gitti. (Daha sonra Genel Müdür ve Müsteşar muavini olarak emekli oldu.) Diğer bir arkadaşımız Yılmaz BİÇER İstanbul Sarıyer’e savcı olarak atandı. Yine iki arkadaşımız Vahdettin TÜZÜN ve Suat KUYULU ise Birinci ağır cezaya üye olarak atandılar. Zaten kısa bir süre sonrada ihtilal oldu. Ben de, 12 EYLÜL 1980 İhtilali olunca istifa ederek, kafamda geliştirdiğim projelerimi uygulama yolu seçtim.
Özellikle Konfeksiyon mesleğinin gelişmeye başladığı ve terzilik mesleğinin çağa yenilip yok olacağını görüyordum. Memuriyette çalışırken, ailemizin büyüğü ve önderi olarak, okumayan kardeşlerimi hiç olmazsa bu sanata yönlendirerek; peyderpey taksitle aldığım sanayi tipi dikiş makineleri ile istifa edince, gömlek imalatına başladık. O dönemde Devlet dairelerinde tüketim kooperatifleri yoğundu. Ürettiğimiz gömlekleri genel olarak buralarda pazarlıyordum. Bunun dışında resmi kurumların personeli için açtıkları giyim ihalelerine katılıp yaşamımızı sürdürmeye çalışırken, kurduğumuz atölyemizde piyasaya Sanatkar yetiştirmek de hedeflerim içindeydi. Ama bu hedefim hep istismar edildi. Çünkü insanlar hep günlük çıkarlarına bakıyor, geleceğini hiç düşünmüyorlardı. Her şeyin eğitimle mümkün olacağını biliyordum. Onum için yaşı müsait olanları sigortalı yapıyor, olmayanları da çıraklık eğitimine yolluyordum. Ama, bunu cahil günlük yaşamaya alışmış insanlara anlatmak çok yoruyordu. Maalesef en yakınlarım bile..!
Bir gün Ulusta Anafartalar caddesinde yürürken aklıma geldi, arkadaşları bir ziyaret edeyim dedim. Vahdettin Beyi odasında önünde 15 santim kalınlığında bir dosya ile düşünceli bir şekilde buldum. Beni görünce ayağa fırladı ve boynuma sarıldı. “YAHU İYİ GELDİN, SENİN YORUMLARIN ÇOK FARKLIDIR. BU DOSYA TAMAMLANDI BİR KARAR VERMEM GEREKİYOR, YARIN KURUL VAR BİR TÜRLÜ KARAR VEREMEDİM, SEN İN DE FİKRİNİ ALAYIM “ dedi. Ben de dosyaya baktım; bu dosyayı inceleyecek halim yok, dosyanın müştemilatı nedir anlat bakalım dedim. Başladı anlatmaya; “Bundan üç yıl önce bir öğrenci Üniversite imtihanlarında yerine bir başkasını girdirerek, Hacettepe tıp fakültesini kazanmış. Sonrada durum fark edilince dava konusu olmuş ve bu süre içinde çocuk hiç sene kaybetmeyerek üçüncü sınıfa kadar gelmiş. Bu arada defalarca duruşmaya gelmiş gitmiş ve dosya ertelene ertelene bu boyuta gelmiş. Ben de çeşitli yazı örnekleri ile imtihan Kağıdını, İstanbul Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisine bilir kişi incelemesi için yolladım. Gelen yazıda iki Prof. ve bir Doç. birisi yazılar aynı kişiye ait, diğeri yazılar farklı kişilere ait, üçüncü kişide olabilir de olmayabilirde diye ortada bırakmış. Yarın kurulda sunum yapacağım, tam düşünürken siz geldiniz” dedi ve konu anlaşıldı.
Ben de; “Çocuk bu suçu %100 işlemiştir ancak, aradan üç yıl geçmiş. Çocuk mahkemeye defalarca gelmiş gitmiş. Dosya bunu gösteriyor. Üstelik çocuk hiç sene kaybetmeden üçüncü sınıfa gelmiş başarılı bir çocuk. Mahkemeye her gelişinde de vicdanen bu cezayı fazlasıyla çekmiştir..!” dedim. Bu sefer Vahdettin Bey; “Ama hakkını gasp ettiği çocuk kim bilir şimdi hangi kahve köşelerinde sürünüyordur, onun hakkı ne olacak” dedi. Bende; “Peki bu hakkı yenilen çocuk bellimi? Belli ise hemen hakkını verelim. Bak fizikte BİLEŞİK KAPLAR diye bir kanun vardır. Tabandan irtibatlı dikey veya yatay değişik kaplara su koyduğunuz zaman, su seviyeleri hep aynı olur. O hakkı gasp edilen meçhul çocuk da toplumda mecrada yerini bulmuştur. Belki daha güzel bir yeri kazanmış, belki büyük bir iş adamı olmuştur bellimi? Bilmiyoruz..! Bak ikimiz de Bakanlık da infaz ve ıslah işleri ile Ceza ve tevkif evleri genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulunduk. Genel olarak prensibimiz neydi? İnsanları zindancı zihniyetlerle içeri alıp cezalandırmak mı yoksa eğiterek pişmanlık duygularını geliştirerek topluma kazandırmak mıydı..? Şimdi doktor adayı bu çocuğu cezalandırırsak, başarılı bir çocuğun hayatını karartmış olacağız. Kazanan hiç kimse olmayacak ama kaybeden bu çocuğun hayatı olacak..! Ayrıca, hatırlarsan aramızda sohbet ederken hep, doktorların genellikle paraya çok tamah ettiklerini savunurduk. Şuna da adım gibi eminim ki bu çocuk parayı hiç düşünmeyen HALKIN DOKTORU olacaktır..! Onun için bu dava çocuğun lehine kapatılmalıdır.” dedim.
Bu sefer Vahdettin Bey kalkıp boynuma sarıldı ve “Beni büyük bir sorumluluktan kurtardın” dedi. Ben de; “Ancak böyle bir savunmayı da hiçbir Avukat yapamaz, yapamaz. Çünkü böyle bir savunma Avukatın işi değil, tamamen hakim’lerin yorum işidir“dedim. Zira bugün hukuk fakültelerimizde en çok üzerinde durulması gereken konulardan birisi; sosyoloji ve hukuk felsefesidir..! Bu karar aynı zamanda Yargıtay içtihatlarına geçmesi gereken bir karar olmalıdır deyip noktayı koyduk..!
Mustafa K I R E K E R
01 MAYIS 2020 / A N K A R A*

Üye Girişi
Kullanıcı Adı

Parola



Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın

Kısa Mesajlar
Mesaj göndermek için giriş yapmalısınız.

25-05-2020 14:37
Tüm hemşehrilerimizin Ramazan Bayramı kutlu olsun...

25-05-2020 14:36
Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını nedeniyle Köyümüzde 2020 yılı Ramazan Bayramı bayramlaşması yapılamamıştır.

09-04-2019 08:34
31 Mart'ta yapılan muhtarlık seçimlerinde Köyümüzün muhtarı seçilen Gürhan SARIAKÇALI ve ekibine hayırlı olsun dileklerimizle başarılar dileriz...

09-04-2019 08:31
Türk Polis Teşkilatının 174. kuruluş yıldönümü kutlu olsun.

18-03-2016 13:42
Bu toprakları vatan yapan tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyoruz...


Ziyaret Sayıcı
Online : 3
Bugün Tekil : 53
Bugün Çoğul : 103
Dün Tekil : 158
Dün Çoğul : 324
Toplam Tekil : 804734
Toplam Çoğul : 14333009
IP : 100.24.125.162

En Son Makaleler
YOKLUKTAN YARATICILIĞA
YARGILAMA USULÜ VE ...
BÜROKRASİDEN TİCARİ ...
ERENİMİZİN DOĞUM GÜNÜ
BUNALIM NİYET VE ...


ÖKSÜZLÜ KÖYÜ WEB SİTESİ / KURUCU ADEM YAVUZ KIREKER

WEB TASARIM VEDAT ARAT